Muaviye, liyakat ve ehliyete dayalı
nebevi siyasetin yerine zora dayalı
saltanatı getirdiğini kendiside şöyle
itiraf ediyor. Allah’a yemin ederim ki,
iktidarı ele geçirdiğim zaman bundan
hiç hoşlanmadınız, bunu biliyorum.
Hatta bu konuda içinizden nelerin
geçtiğini de biliyorum. Fakat ben bu
makamı kılıcımın zoruyla elde ettim
diyor. (İbn Kesir, el Bidaye VIII,135)
İşin doğrusu, kısmen kılıcının, kısmen
de çil, çil dağıttığı altın ve diğer rüşvetlerin
sayesinde elde etmiştir. Yapılan
buydu ama, bu yapılanı kimseye
anlatamazsınız. Kitleler doğruya değil,
vicdanlarını tatmin edecek yalana ve
verilecek sus payı rüşvetlere inanmaya
daha yatkındır.
Muaviye, ben bu makamı kılıcımın
zoruyla elde ettim diyordu ya, sadece
elinde edilmesi değil, birde elde tutulması
gerekiyordu, oda kılıç zoruyla
olmalıydı. Zamanın Kadısı Şureyh’in
öldürülmeleri, kanları da, malları da
haramdır, fetvasına rağmen, muhalif
olduğu için öldürttüğü bazı kişileri örnek
verebiliriz. Muaviye, eğer Hz. Ali’ye
lanet ederseniz cezanızı bağışlayacağım
demiş, Hucr isimli sahabe, ben
Rabbimin razı olmadığı bir sözü ağzıma
almam ve lanet etmem der, arkadaşları
olan Şerik b. Şeddat el Hadrami,
Seyfi eş Şeybani, Kabisa b. Dubey’a el
Absi, Muhriz b. Şihab el Minkari, Kidam
b. Hayyan el Anzi Hz. Ali’ye lanet etmedikleri
için hepsi hemen orada öldürülmüşlerdir.
Abdurrahman ibn Hayyan,
Muaviyeye Allah’tan kork diye bağırınca,
Muaviye onu Basra valisi Ziyad
b.Ebihi’ye, cezasını aleme ibret olacak
şekilde sen ver der. O da onu Basra’da
diri, diri gömdürür. İşte Müslümanlara
örnek hür iradenin şehitlerinden bazıları,
duyup anlayan olur mu?
İbn Abdirabbih naklediyor. Muaviy
öldüğünde oğlu Yezit şöyle bir konuşma
yapar. Dilediğini yapan, mülkü
dilediğine veren, dilediğinden çekip
alan, dilediğini zelil eden, dilediğini
aziz eden Allah’a hamt olsun diyor.
Bu sözleri duyanın, bu ne güzel teslimiyet
diyesi geliyor, ama işin hakikati
hiç de öyle değildir. Yezit , Emevi iktidarına
karşı çıkanlara şöyle demiştir.
Boşuna uğraşmayın, Allah bizi istiyor,
Allah bir şeyi beğenmediği zaman
onu değiştirir. ( Uyunul- Ahbar,
II,239.) Dünya tarihi boyunca tüm iyilerin
aklı birbirine benzediği gibi, tüm
zalimlerin aklı da birbirine benziyor.
Yezit’ten yaklaşık 13,5 asır sonra yaşamış
olan ABD başkanı Richard Nixon
da dünyayı tehdit ederken şöyle diyordu.
Tanrı Amerika ile beraberdir
ve Tanrı ABD’nin yönettiği bir dünya
istiyor. Yani ABD dünya da işlediği ve
işleyeceği cinayetleri kadere bağlayıp
işi Allah’a yüklüyordu. Benzer bir tavrı
Suudilerde de gördük. 1990 yılının
hac ayında yaşanan Tünel faciasında
resmi rakamlara göre 1426 kişi, bağımsız
kaynaklara göre ise çok daha fazla
hacı Mina tünellerinin içinde ezilerek
feci bir biçimde can vermişlerdir.
Suudiler, bu faciayı Allah’ın takdiri ve
kazası olarak izah ettiler ve Allah’ın
takdirinin insanların alacağı tedbire
göre oluşacağını hiç akıl etmediler.
Sonradan anlaşıldı ki, bir Suudi prensi
geçsin diye tünelin çıkış ucu tutulup
Hacılar durdurulmuş, olan bitenden
ve önlerinin engellendiğinden habersiz
hacılar yürümeye devam etmiş, önlerindeki
hacıların ezilmesine sebep olmuşlardır.
Hiçbir canlı, hayvan ve otun
dahi zarar görmeyeceği yasak olan
bir zaman da, tedbir almayarak, ezilen
hacıların vebalinden sorumlu olanlar
ellerini Allah’ın takdiri ne yapalım
kader böleymiş sabunuyla yıkayarak
temizlendiklerini zannetmişlerdir.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Araç çubuğuna atla