Birçoğumuzun farkında olmadığı bir durumdur,“bizler bu dünya da neden varız?” sorusu. Bizler zannediyoruz ki bu uhrevi hayat güllük gülüstanlık olacak, her isteğimiz anında yerine gelecek, keyifle yiyip içtiğimiz bir mekan olacak. İnsanı yaradan, kullarım yesin içsinler, gününü gün etsin diye göndermediğini apaçık biliyoruz. Ancak işimize geldiği gibi düşündüğümüzden bunları unutarak kendimize zulüm ediyoruz. Bütün bilgilere rahatça ulaşıyoruz fakat anlamaya çalışmıyoruz. Kolaycılık insanın en ciddi düşmanıdır, bizi gaflete sürüklemeye başlar. Yapılan en büyük hatalardan birisi de artık düşünmüyoruz. Düşünmeyi unutmaya başladık ve tamamen fikirlerimiz ve ön yargılarla hareket etmeye başladık. Bu sinsi, bu çok konuşuyor, bu başarısız, bu fakir, bu hasta gibi fikirler ile insanları genellemeye başladık. Karşındaki kişiyi anlamaya çalışmadan önyargılarla değerlendirdiğin zaman insanın en çok ihtiyacı olan güven duygusu da ortadan kaybolup gidiveriyor. Oysa, karşındakini anlamaya, empatiyle yaklaşmaya başladığın da, onun gibi hissettiğinde samimiyet ve sevgi bağı oluşabiliyor. Yani onu gerçekten düşünerek değerlendirmeye başladığın anda derin ve anlamlı dialoglar başlıyor. Onun ruhunun derinliklerine inmeye başlıyorsun ve gerçek anlamda nitelikli sohbetler ederek rahatlama hissediyorsun. Günümüz sohbetleri kafe tarzı, yüzeysel ve maddesel olmaya başladı. Bu yüzeysel sohbetler ise dostluğun önündeki en büyük engel değil mi? Etrafınız da mutlaka güvendiğiniz ve sevdiğiniz kişiler vardır. Bu kişiler ile fırsat buldukça derin, nitelikli muhabbetler ederek sorunlarınızı paylaştığınız da ruhunuzun mükemmel bir şekilde dinlendiğinizi hissedeceksiniz. Gerçek rahatlama ve huzur ruhun derinliklerindedir. Orada şifa vardır ve dingin, sakin, huzurlu yaşam da oradadır. Dedikodularla, onu bunu çekiştirerek boş konuşmalar yapan sadece kendisini kandırır ve bir süre sonra ciddi anlamda huzursuzluk hissi bütün benliğini kaplayacaktır. Çünkü özünden yani kendinden uzaklaşma başlamıştır. Kendisinden uzaklaşan ve ruhunu imal eden herkes bu sıkıntıyla bir gün karşılaşacaktır. Kim ruhunu güzel beslerse aynı zamanda duygularını da, zihnini de mükemmel bir şekilde rahatlatmış olacaktır. Hatta bu güzellikler bedenine de yansıyacak, daha sağlıklı bir yaşama kavuşacaktır. Bizlere sorulan soruların en başında geleni, ruhumuzu nasıl besleyip dingin ve sakin bir yapıya sahip olacağız?

Ruh, öyle zarif ve derin ki bizleri yaratan Mevla kendi özelliklerinin bazılarını insanın ruhuna üflemiştir. Yaradılan ve aslolan, sonsuz olan gerçeklik ruh değil mi? Bizler bazen kendimizi sadece bedendenmiş gibi hissederiz fakat beden sadece zırhtır ve günü geldiğinde toprakla bütünleşecek. Ruh için ölüm mü var? Sonsuz yaşam ona ait değil mi? O halde huzur için gerçek varlığı imal etmemek gerekir. Sabır, şükür, sevgi, muhabbet ve tefekkür ruhun beslendiği en güzel gıdalardır. Bizler bu güzel özelliklerimizi kullanmadığımız için yaşamımızda çok büyük boşluk hissetmeye başlıyoruz. Yaşamı sadece maddeden ibaretmiş gibi zannettiğimizden zihinsel, duygusal ve ruhsal sıkıntılar da artmaya başladı. Bütün iradeyi beynimize yani mantığımıza devrediyoruz. Mantık, elbette ki insanın en güzel özelliklerinden birisidir fakat tek başınayken sadece maddeseldir. İhmal ettiğimiz ise kalptir. Kalpte ki sonsuz sevgi, şefkat ve merhamet insanın varlığının sebebidir. Kalbini ihmal eden herkes tükenmeye başlar ve kendisini boşlukta gibi hisseder. Çünkü bütün güzel duygular oradadır fakat kullanmak, açığa çıkarmak ve hissetmek gerekmez mi? Biz insanlar bu şartlarda dahi umut edebiliyorsak kalbimiz ve inançlarımız sayesindedir. Bunca dert, tasa ve sıkıntının bizleri sürüklediği karamsarlıktan kurtaran ışık, ruhumuzun derinliklerindeki bu sonsuz ve güzel duygulardır. Sabırla gelen mutluluk, şükürle gelen sonsuz güven, tefekkürle gelen anlama kabiliyeti, sevgiyle gelen samimiyet varlığın esası, yaşamın amacı değil midir? İhtiyacımız ve vazgeçilmezimiz olan huzur ancak bu şekilde elde edilebilir ve düşündüğümüz de bu insanın kendi elindedir. Bunu bir başkası sağlayamaz ve dışarıdan elde etme şansı yoktur. Böyle bir yaşamı seçiyorsanız bunun gereklerini yapmak durumundasınız. Kalbin de ki sonsuz sevgiyi hissettiğin anda hayatın, dostların, ailenin ve kazandıklarının kıymetini görürsün ve gerçek hazzı yaşamaya başlarsın. Sevgiyle esen kalın…

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Araç çubuğuna atla