Bütün bu ayetler ve daha pek çok ayetler, insanın düşünerek doğru bir imana ulaşacağını açıklamaktadır. Akletmeyenleri, düşünmeyenleri, Allah kör, sağır ve dilsiz olarak nitelendirmektedir. “Hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz, lakin göğüs içindeki kalpler kör olur.” (22/Hac 46) Her konuda olduğu gibi, insanların önce doğ- ru düşünebilmesi ve sonrada doğru düşüncelerini hayatlarına geçirebilmeleri önemlidir. İşi ciddiye alarak, her şeyi yerli yerinde kullanmakla, hayata uygulamakla mümkündür. Şuna dikkat etmek lazım. İnsanlık en çok şu mazereti söylüyor ve ileri sürüyorlar. “Biz geçmiş de ki atalarımızdan böyle duymadık” (28/Kasas 36) “Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola şeye uyarız.” (2/Bakara 170) Şimdikilerin de dedikleri şu, sen falan âlimden iyi mi biliyorsun? şu hocadan derin misin? kafamızı karıştırma, her doğru her yerde söylenmez gibi, dibi olmayan ciddiyetten uzak laflarla itiraz ediliyor. Peki atalarımız, hocalarımız, âlimlerimiz ve diğer mazeretler Kur’an’a ters düşüyor, Allah’ın emriyle bağdaşmıyor, hurafelerle buluşuyor, İslam dinine bazı yanlışlar, kültürler, yanlış inançlar karışmış, arı, duru, tertemiz İslam dini hurafe ve dışardan katma dinle bozulmuş ise? O zaman yine mi aynı diyeceğiz. Yoksa bize düşen görev, Kur’an’ı mı esas alacağız. Yapacağımız Kur’an’a uyup, Kur’anla yolumuzu temize kavuşturmak mı olmalıdır. Belki Türk milleti, Müslüman olduğundan bu yana, İslam’ı bozan, Emevilerden ve Abbasilerden gördüklerini almışlar, hiç fedakârlıktan çekinmeden 12 asır boyunca bitmek, tükenmek bilmeyen gayretlerle, bu güne getirip ihanet etmeden, İslam’ı her şeylerinden çok sevdiklerini, fakat ilk alışlarındaki bozuk din anlayışını, aynen dini korumak zannederek, bu günlere geldiklerini biliyoruz. İslam’ı öylesine seven bu Türk milletinin, gerçeğini maalesef bilmedikleri, Emevilerden, Abbasilerden bozuk din anlayışını devraldıktan sonra, İslam dini için vermedikleri şeylerini bırakmayan Türk milleti, canlarıyla, evlatlarıyla, mallarıyla mücadele ederek bu günlere gelmiştir. Her toplumda olduğu gibi yanlışlar yapmışlardır. Ama Allah insanlara akıl vermiş, kitap göndermiş, peygamber yollamış, bunlarla dinlerinin gerçeğini öğrenip, doğru yola kavuşarak, doğru bir imana sahip olmak için gayret göstermelidirler. Aslında Bakara süresinin 170 inci ayetini iyi anlayıp kavrarsak. Üç şeyden bahsediyor. Bir, Kur’ana uymaktan. İki, atalarımıza uyarız denildiğinden. Üç, atalarının bir şey anlamayıp, doğru yolda olmadıklarından bahsederek, Müslümanları ikaz edip, uyarıyor. Türk milleti, hele Müslüman olduğunu söyleyen bir millet, toplum, kendilerine, “Allah’ın indirdiğine uyun denildiği zaman kesinlikle; hayır! biz atalarımızı üzerinde bulunduğumuz şeye yol uyarız dememelidir. Çünkü onlara denir ki, “Ya atalarınız bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış iseler.” de mi? Bu takdirde haliniz ne olur, düşünmüyor musunuz? denir. Nice düşünce ve davranışlarıyla; ataları, gittikleri yol, İslam imanı açısından kendilerini bağlamaz. Ben Müslüman’ ım diyenleri hiç bağlamaz. Tek doğru İslam Allah’ın emridir, Resulün açıkladığı ve Kur’an’daki açıklamalardır. Bin dört sene boyunca, Müslümanları yok etmek için uğraşan haçlılar da herhalde Allah’a inandıkları-nı söylüyor ve biz doğru yoldayız, doğru Allah’a inanıyoruz diyorlar. Allah’a nasıl inanılır? Allah nasıl razı edilebilir? Bu soruların geçerli cevabını yine Allah vermeli, açıklamalı değil midir. Eğer bunları tespit etmek şayet insanlara bırakılmış olsaydı, neden yeryüzünde ilk insanların bulun-duğu zamandan beri insanlara Allah elçiler göndersin? İnsanlığın çoğunluğu Peygamberlere inanmamışlardır. İşte bu konuda elçiler gönderen Allah kullarını çaresiz ve çıkmazlarda mı bırakacaktır? “Onlar dediler ki: Babalarımızı üzerinde bulduğu-muz dinden, bizi döndüresin ve yeryü- zünde ululuk sizin ikinizin (Musa ve Harun (as)) olsun diye mi bize geldin? Halbu ki biz size (Musa ve Haruna) inanacak değiliz.” (10/ Yunus 78) Böyle söyleyen kavim, millet, toplum elbette ki Allah’ın azabını hak edecektir. Hüsrana da uğrayacaktır. “Atalarını dalalet te (sapıklık üzerinde) buldular da peşinden gittiler” (37/Saffat 69-70)

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Araç çubuğuna atla