Adam öldürmede ölen belli, öldüren belli iken, fitne çıkması halinde, ne fitne, ne fitneci, nede kimleri sarıp mahvettiği belli olmaz. O zaman, herkesin bir doğrusu olur ki, doğrular çoğalır. Doğru tektir, oda Allah’ın Kur’an’da açıkladığı doğru din anlayışıdır. Fitne, ayetlerin açıklamasına bakılırsa küfrü, şirki, bozgunculuğu simgeleyen inanç ve ameller olarak karşımıza çıkmaktadır. Nice yanlış inanışlar, halkın dini haline gelmiş, nice itikat ve amel, yanlış olduğu için, kitap ve peygamber (as) lerce yanlışlığı ortaya konunca, ilk tepki fitne ve fitnecilikle suçlanmışlar, çok güçlükler çıkartılmıştır. Nasıl ki yeryüzünü kaymaktan dağlar alı koyuyorsa, insanı da kayıp düşmekten Allah’ın ipi Kur’ana sımsıkı sarılmak koruyacaktır. Malların, çocukların, ticaretin insan için fitne olması da bir itminanın sonucudur. Allah cümlemizi kazananlardan etsin.
CAHİLLİK: Bilinmeyen anlamına geldiği gibi, bilip yanlışlıkta ısrar eden anlamına da gelir. İslam öncesi devre cahiliye denildiği gibi, kişi için de cahiliye zamanı denir. Cahiliye terimi toplum için kullanıldığında doğruların bilinmediği devri anlatırken, kişi ve fert için de doğruları bilmediği zaman anlatılmaktadır.
“De ki: Ey cahiller! Bana Allah’dan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?” (39/Zümer 64) “Allah kuluna kâfi değil mi, yetmiyor mu? Seni Allah’dan başkalarıyla korkutuyorlar.” (39/Zümer 36) Müşrikler Hz. Peygamber’imize, tanrılarımızı, veli ve evliyalarımızı kötüleme, sonra onlar seni çarpar! diyorlardı. Hz. Peygamber’imiz (as) Halid Bin Velid’i UZZA adlı putu kırmak için gönderdiğinde, putun bekçileri Halid’e: Bak o öfkelidir, sakın başına bir şey gelmesin diye tehdit etmişlerdi. Halid gidip putun burnunu kırmış, tehdit ve korkutmalarının sonuç vermediği böylece ortaya çıkmıştı. Bugün de benzeri şeylere tarikat şeyhleri, müritlerini inandırıyorlar. Gerçekten insanlar Allah’ın kulları iken, nasıl olurda başkalarını Rab edinir ve onlara kulluk ederler. Elbette ki bu hal cahilliktir. Cahillik bilmezlik ise, bu kadar cahillik olur mu?Şunu belirtmek gerekir ki, cahiliye bilmezlik, doğruyu bilmemek, ya da bildiği halde amel etmemek, yanlışta ısrar etmektir. Bilmezlikden, cahiliyeden kurtulmanın yolu Hakkı bilmektir, o da Kur’an’ı meal olarak Türkçe okuyup anlayarak cahillikten kurtulmaktır. Hakkı bildiğini söyleye-rek cahiliye içinde olmak, cahilce davranmak, kurtulmak isteyemeyenlerin durumu, tuttuğu yol olsa gerek. Kur’an mutlaka anlaşılmalıdır. Hem bugün ki insanlardan çok daha az bilgili, çok daha az yeteneklerini geliştirmiş, ufku daha dar, kapalı, çevresi ve imkânları daha az o günün insanları bu Kur’an’ı anlamış iseler, bu günün eğitimli, birikimli daha çok imkâna sahip olan insanları, düşünürleri bunca birikimleri ile bu Kur’an’ı anlamaya-caklar ve Kur’an’daki dünya ve ahiret bilgilerinden ve yaşam tarzından uzak kalacaklar, bu olacak şey değildir ve savunulamaz. Kur’an Allah’ın yarattığı kullarına, yine o kullarının anlayış seviyesinde gönderilmiş bir kitaptır. Evet Kur’an’ı gönderen Allah’tır. Lakin bu Kur’an asla kulların anlayış seviyelerinin üzerinde bir kitap değildir. Kullarının anlayacağı seviyede bir kitaptır. Bu şu demektir; anlamak isteyen kullar bu Kur’an’ı anlaya bilirler. Allah o kullarını Kur’an’ı okudukça ufuklarını açacaktır. Yeter ki okusunlar. Cevabını o zaman alacaklardır. Ama tek okumakla değil, düşünerek, anlayarak okunursa illaki anlayacaklardır. Daha başından bakış açınızın değişik, çarpık, olumsuz olması, elbette okuyacağınız kitabı olumsuz kılacaktır. Çünkü niyetiniz anlamak değil anlamamak olursa, yıllardan beri anlamayız, yaşayamayız, gözü ile bakıldığı için, Müslüman’ım diyenlerin kafalarından ve hayatlarından Kur’an çekilip gitmiştir. Yerini de bırakılan boşluğu da başka düşünceler ve hurafe din anlayışı ve her türlü İslam dışı inanışlar doldurmuştur. İnsanlık adeta kendilerini kilitlemişler ve bu kilidi açmaya da galiba niyetli görünmüyorlar. Örf, adet ve geleneklerin etkisi insanların kafalarından kolay kolay, giderilememektedir. Eğer bunların gözü ile bakarsanız Kur’an size sisli, dumanlı, anlaşılmaz görünür, ama Kur’an anlayışı ve gözü ile bakarsanız net ve aydınlık görür ve anlarsınız. Yeter ki Kur’ana dönüp Allah’ın vahyine teslim olun. O sizi aydınlığa ulaştıracaktır. İslam varlığını Peygamberlere veya âlime, ulemaya Aliye, Hasana, Hüseyine, borçlu değildir. İslam varlığını Allah’ın varlığına borçludur. Peygamberler ve diğer tüm sayılanlar tebliğci, duyurucu, yaşayan, anlayan ve anladıklarını uygulayanlardır. Kur’an’ın bir özelliği de hurafeleri çözen, bulaşmış kirleri, pasları temizleyen, arı, duru, pak bir inanç anlayışı getiren vasfıyla Kur’an oluşundandır. Kafalara yerleşen her türlü kirliliği çözer, atılmasını kolaylaştırır.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Araç çubuğuna atla