Dinin temel hedefi insandır. İnsanı, hayatla ve kendisiyle çelişkiye sokmanın sonu hüsrandır. Allah’ın gönderdiği dinde bu çelişkinin yeri yoktur. Allah’ın yarattığı insanın özüyle ve en büyük nimet olan akıl ile de çelişmez. Dinde aklı aşan hakikatler olabilir ama akılla hiçbir zaman ters düşüp çelişmez.

Peygamberlerin gönderilişine Kur’an’dan bakarsak, gönderildikleri devirlerdeki insanların mevcut gelenek-lerini sorgulamışlar. Allah’ın hükmüne göre, dinine aykırı olan ne varsa yerleşik inançlarına, ata, dede, veli, evliya, ulema dini denilen geleneğin yanlış olduğunu söyleyerek bunlara karşı zorlu bir mücadele vermişlerdir. Hep karşılaştıkları zorluklar ve sorular şöyle olmuştur: Peygamberleri bile öldürmeyi isteyen insanları harekete geçiren mekanizmanın geleneğe bağlı oluşlarını Kur’an ortaya koyar. Peygamberler getirdikleri Allah’ın dinini açıklayınca, “biz atalarımızın yolundan, geleneklerimizden vazgeçmeyiz” diyerek reddettiklerini ve kendilerinin doğru yolda olduklarını, atalarını taklide devam edeceklerini söylerler.

İşin enteresan tarafı da akıllarını kullanmazlar, sorgulamazlar, düşünmezler, sadece biat edip tabi olurlar. Akıllarını başkalarına kiralayıp, güdülürler. Bunları yıktıkları için de Peygamberleri bozgunculukla, atalarına ihanetle suçlarlar. Peki, Kur’an bunları geçmişten misal vererek anlatıyor da bugün durum nedir? Farkımız var mı? Kur’an’a uyuyor muyuz? Din tüm insanların anlaması için mi, yoksa sadece bazı kişilerin anlaması için mi indirildi? Allah Kur’an’da dinin tek kaynağı olarak niçin sadece Kur’an’ı bildiriyor?

Allah dinin tek kaynağı Kur’an derken niçin bizlerde Edille-i Şeriyye dinin kaynağı kabul ediliyor? Sünnete, mezheplere, tarikatlara, ilmihallere göre verilen hükümler, fetvalar dinde kabul edilir mi? Kur’an gibi diğer kitaplar ve görüşler dinin kaynağı gösterilirken, Allah’a ait olan din koyma yetkisine ortak olmuş olmuyor mu? Bu gücü nereden alıyorlar?

Nerede akılla, ilimle, zamanla, kendisiyle çelişmeyen

Kur’an? Nerede akılla, ilimle zamanla, kendisiyle çelişen hadis kitapları, mezhep görüşleri, ilmihaller? İyi de bunlar yok mu? Şimdi yok mu demek başka elbette bu kitaplar var. Ortada yazılmış, tarikatlar tarafından uygulanıp yaşanıyor. İnkâr mı edelim? Biz şunu söylüyoruz. Bunlar yazılmış, yapılıyor ama dinde bunların yeri var mı? Niçin Kur’an’la eşdeğerde tutuluyor? Kur’an Hıristiyanların Hz. İsa’yı ve din adamlarını, yazdıkları kitapları zübür olarak açıklıyor ve bunları Rabbinden edindikleri dine ilave olduğunu ayetlerle açıkça, ayan beyan ortaya koyuyor. Oysa bunları dinde otorite kabul edenler aynı hataya düşmüyorlar mı? Öyle bir hataya düşenler sadece Hıristiyanlar ve Musevilerdir diyerek kurtulacağımızı mı sanıyoruz? Veya bu kadar insan bunları böyle diyor, onlar yanlışta siz mi doğrusunuz? Siz onlardan daha mı akıllısınız? Vb. sözlerle mazeretler bizi kurtarır mı bakalım! Kaynakları incelediğimizde Kur’an, başı ve sonu belli olan, kendinde ve içinde asla şüphe, çelişme olmayan kitap olarak tanıtılıyor. Hakikaten incelendiğinde ayetler uyumlu, net, açık ve düzenli olduğu ortada, hiç kimse de tezatlı birbiriyle çelişen ayet ve konu bulamıyor. Ama hadisleri anlatan kitaplarda, ilmihallerde, mezhep görüşlerinde, tarikatlarda hep çelişme görüyoruz. Dikkat edilirse biz şunu açıklamaya çalışıyoruz. Bunlar dinin kaynağı değildir. Dinin tek kaynağı vardır o da Kur’an’dır, diyorum.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Araç çubuğuna atla