İnsanın mutluluğu kendisine olan saygısı ile doğru orantılıdır. Hayatta ne istediğini ve niçin var olduğunu bilen insan  o çizgide de yaşıyorsa mutludur demektir.

Sorun şurada ki insanın kendisi ile aynı çizgide , aynı inanışta olmayan insanlarla aynı paydalarda buluşuyor olması. Size zıt insanların mutluluğunuza  ket vurma olasılığı yüksektir. O yüzden her sarsıldığınızda ayakta kalabilmek için biraz daha fazla enerjiye ihtiyacınız vardır…

Peki kendine saygı nasıl oluşur?

Gözlerinizi kapatın ve bir dağ hayal edin. O dağ sizin ulaşmanız gereken hayat amacınız. En tepesine vardığınızda amacınıza ulaşmış olursunuz. Yaşadığınız sürece hep o dağın tepesini düşünürsünüz ve yaptığınız bütün eylemlerde “acaba bu yaptığım benim o muhteşem emelime uygun bir hareket mi ?“diye sürekli sorgularsınız. Çünkü yaptığınız her hareket oraya ulaşabilmeniz için bir basamak ya da sizi arka basamaklara atacak bir vesile…

Ve bu inanış sizi hayatta dengede tutar. O hedefin altında değerler , inanışlar  vardır. Bu değerler ve inanışlar sizin kimliğinizi oluşturmaya başlar. Yaptığınız her hareketi bu değerlere göre oluşturmaya başlarsınız. Bu sayede tanımlamalar yaparsınız ahlak- ahlak dışı, doğru – yanlış, mantıklı- mantıksız, etik- etik değil…. Böylece siz siz olmaya başlarsınız… Kendi değer yargılarınıza uygun davrandığınız zaman da mutlu olursunuz. Bu duruma “vicdan” da diyebiliriz. Zaten “bu yaptığım hareket acaba yanlış mı ?”derken içimiz sızlıyorsa vicdan dediğimiz içimizdeki o ses bağırmaya , ağlamaya başlar. O zaman anlarsınız ki bu durum sizin o muhteşem hedefinize uymuyor. Eğer bu yanlış harekete devam ederseniz kendinize saygınız kalmıyor. Fark edip dönerseniz ucunda keyif de olsa menfaat de olsa vaz geçersiniz.

Fakattt…. Ben toplumumuzu incelediğimde ya da deneyimlerimden şunu görüyorum ki biz toplum olarak hedefmiş, hayat amacıymış, dağmış, tepeymiş , saygıymış, sevgiymiş bütün bu kavramları bitirmişiz.

Küçük küçük tepelerimiz varsa da onların ucundaki hedefler;

Para, güç, koltuk, kariyer, daha lüks yaşam, keyif , eğlence, kısa süreli aşklar, ilişkiler…

Bunlar varsa mutluyuz, bunlar yoksa bunları elde etmek için her yolu deneriz. İmkan yoksa kredi çekeriz (sanki geliriniz artıyor!) , gerekirse çalarız, koltuğa mı göz diktik zorla şerle indiririz, birini mi elde etmek istiyoruz hiç önemli değil evliymiş çocuğu varmış nasıl elde edeceğimizi şaşırırız. Sonra da karısına dönüp kocana sahip çıkmayı bilseydin deriz.(Burada çok gülüyorum şahsiyetsiz koca çalıcılarına !) bu kadar saçma bir bahane olur mu yaa… Sen haramsın karısı helal.. Haram her zaman tatlıdır ve ilgi çekicidir. Keşfedilecek çok şeyi vardır. Yeni heyecan taze kandır. İster güzel ol ister olma . Niyetin kötüyse  karşıdakinin de kötüyse çok güzel yol alırsın… Bunun senin marifetinle güzelliğinle hiç alakası yoktur. O adamı evli olarak tut tutabiliyorsan . Sana meylettiğine göre malzeme bu … senden sıkılınca başka güzel kadın yine bulacak . Nitekim de öyle olmuyor mu yuvayı bozanın yuvası olmuyor. Danışanlarımdan hiç abartmıyorum 10 kadından 5 i bu konudan  muzdarip.

Ben de diyorum ki insanın kendisine saygısı olmazsa hayatta ilkeleri ulaşmaya çalıştığı bir hedefi olmazsa bu gibi durumlar toplumumuzda daha çok yaşanır.

Dağın ucuna gelince kısa bir tiyo…

Dağın ucundaki hedefiniz” ALLAH’a kul olmak “değilse kendinize saygı duyamazsınız….

Allah sizden ne istiyorsa siz de ondan onu isteyin ki kurtuluşa eresiniz. Yoksa yukarıda saydığım hasletler bütün ruhunuzu simsiyah bir duman gibi sarar ve sizi felakete sürükler.

Ve varacağınız yer (en iyisini Allah bilir) ne yazık ki cehennemdir. Allah hepimizi muhafaza etsin.

DİLEK ALBAYRAK

Sosyolog Aile Danışmanı

 

 

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Araç çubuğuna atla