En büyük mezar insanın içine gömdükleridir. Ve kalbimiz bu kadar ceset kokarken kimler bize yaşamın güzelliğinden bahsedecek? Kuşlar ötüyor dışarısı bahar bahçe ama yürekler cehennem. Herkes birbirinden habersiz. Bir çay içebileceğimiz ne bir dost kalmış geride ne de bir yaren. Anne baba ölüm denilen acı gerçekle yok olup gitmişler. Kimse elini taşın altına koymazken karşındakini suçlamış hep.

Geçtiğimiz günlerde üniversiteden bir arkadaşımla karşılaştım.”Kahve ısmarlayayım mı?” diye sorunca kıramadım. Hem kırk yıllık hatır yapalım hem de eski günleri yad edelim dedim. Masaya oturduğumuzda arkadaşım ceketini çıkarmıştı. Ve vücudunda darp izleri vardı. Belliydi biri tarafından dövüldüğü. Utangaç bir yüz ifadesi ile morlukları saklamaya çalışıyordu. Kendisi benim bakışlarımdan anlamış olmalıydı ki “Uğruna her şeyi bırakıp gittiği adam tarafından dövülmüştü. Aslında utanması gereken o değil onu bu hale getiren kişiydi.

Kadına şiddet uygulamak Kabe’yi yıkmak gibidir demişti Nihat Hatipoğlu bir sohbetinde. Kadına vurdunuz, rahatladınız. Kendinize geldiniz. Ama bir şeyi unuttunuz…. Sizi seven birini kaybettiniz. Biz kadınlar, bazen çevresel etkenlerle, bazen sevdiğimizden bazen çocuğumuzdan bazen imkansızlıklardan bu canilerin her türlü aşağılamalarına, sözlü ve fiziksel şiddetini içimize atarak Allah’a havale ediyoruz. Bazen geliyor kaderimize küsüyoruz. Ama umutsuzluk aslında en büyük azap. Umudunuz bol olsun. Şiddetin her türlüsüne maruz kalan kadınlarımız, Allah sizinle. Allah’ın tokatı onlara daha ağır olacak. Sanmasın kimse yaşattığını yaşamadan ölecek. Ölse de bazı davalar mahşere kalır.

Bir adam ve bir kadın düşünün. Onu hayatınızın merkezine koymuşsunuz. Dediniz o benim her şeyim. Her zaman yanımda. Herkes gitse de o kalır. O bana asla ihanet etmez. Ama hayatın acımasızlığıyla onun vesilesiyle tanışıyorsunuz. El kaldırınca kadına değil hayallere, güvene, el kaldırıyorsunuz. Üç kuruşluk insanlar için kıyarsanız sevdiğinize kaç kuruşluk adamlara tutunduğuyla ilgilenmeyeceksin. Krallar gibi ağırlandığın bir kalpte soytarı gibi uğurlanmayı da öğretirler adama. Herkes ektiğini biçer. Ama affetmeyelim asla yüzümüzden gülüşü solduranları. Acıttığınız kadının teni değil sizi kalbinde taşıdığı yeri incitiyorsunuz aslında. Bir gün herkes anlayacak ama zaman geç kalanları asla affetmeyecek!!!

Sanmayın bir kadına vurunca kendinizi güçlü. Siz toplumun  en aciz ve  en zavallı insanlarısınız. Birde sevdiklerine karşı zalim ve acımasız, zamansız olanlarımız var. Karşıya canım cicim içe höyt höyt. Sizler ayrı bir türün örneğisiniz. Kendinizden  daha çok kimseyi sevmeyin. Kimseyi mutlu etmek için kendi hayatınızdan çalmayın. Bakmışsınız çalanlar zevkinde sefasında siz cefada kalmışsınız. Hani o uğruna her şeyi feda ettikleriniz nerede?

Nerede mi? Söyleyeyim. Zevki sefasında. Vur patlasın çal oynasın  havalarında.

Can Yücel ne güzel demiş değil mi? “Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın.” Şairimiz, aslında ne güzel özetlemiş. Biz kadınların sevdiğimiz adamaların alüminyum folyodan kaplı bir denyo olduklarını anlamamız biraz zaman alıyoruz.

Umarım anladığınızda sizin için geç olmaz her şey.

#güldençoktan

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Araç çubuğuna atla