Hepimizin ortak şikâyeti olmaya başladı; zaman su gibi akıp gidiyor ve neredeyse gün yetmiyor. Bu akıp giden zamanı durduramayacağımıza göre bize iki alternatif kalıyor. İlki; karşılaştığımız bütün sorunları gözümüzde büyüterek kabullenip, neden hep ben?Sorularıyla kendimizi karanlığa ve karamsarlığa sürüklemek. İkincisi; karanlığın içerisindeyken gördüğümüz ışığın peşinden koşarak, bu sorunun üstesinden nasıl gelebilirim? Sorusuyla çözüm aramak.

Hiçbir insan yoktur ki, bütün hayatı boyunca her ânı mutluluk ve huzur içerisinde geçsin. Herkesin hayatında defalarca inişler çıkışlar olmuştur ki olması gereken de budur. Çok zorlandığımız, acı çektiğimiz zamanlar da karamsarlık içerisinde de kalmışızdır, mutlu, coşkulu, yaşama daha çok tutunan anlar da yaşamışızdır. Hayat çoğu zaman istediğimiz gibi gitmiyor ve yaşadığımız zorluklar bizleri tüketmeye ve umudumuzu kaybetmemize neden oluyor. Sayesinde yaşama tutunduğumuz amaçlarımızdan ve hedeflerimizden uzaklaşmaya başlıyoruz. Kendimizi boşlukta ve dışlanmış hissederek bizlere sunulmuş olan zenginlikleri göremeyerek zihnimizi bütün olumsuz düşüncelerle kaplamaya başlıyoruz. “Hep mi beni bulur?” “Neden hep ben?” Sorularıyla, içerisinde bulunduğumuz buhrana giderek daha da gömülmeye başlıyoruz. Zihnimizi karanlık bir zindana kilitleyerek her anımızı savaşarak yaşamaya devam ediyoruz.

Oysa; yaşam insanlar için sonsuz fırsatlarla ve güzelliklerle dolu. Ancak bu zenginlikleri fark edebilmek için kafamızı gömdüğümüz kumdan çıkartıp etrafa güzel gözlerle bakabilmeliyiz. Umutlarımız yeşerdikçe hayata bakışımız ve düşüncelerimizde daha olumlu yönde ilerleyecektir. Buna en ciddi katkıyı hayatımızın kilit sorusu; “Nasıl!” sorularıdır. “Bu sorunu nasıl çözebilirim?” “Bu sıkıntının üstesinden nasıl gelebilirim?” Sorularını kendimize sordukça beynimize komutlar vermeye başlıyoruz ve çözüm üretmesini istiyoruz. Biz insanlar zor şartlarda iken en güzel çözümleri, akla hayale sığmayacak çıkış yollarını rahatlıkla bulabiliriz. Yeter ki bu kilit soruyu kendimize sorarak çözüm yolunu bulmaya çalışalım. Bu sorulardan sonra kurtuluşa ermek için birkaç alternatif ürettiğimizi göreceğiz ve o yolda ilerleyerek hedeflerimize kolaylıkla ulaşabileceğiz.

Neden soruları, aslında toplumumuzun genel bir sorunudur ve sürekli bu olumsuz sorular çoğumuzun bilinçaltına yerleşmiştir. Bir dertle karşılaştığımızda farkında olmadan bu soruları sormaya başlarız ve daha en baştan yenilgiyi kabulleniriz. Bilinçaltımızda ki bu olumsuzluktan kurtulabilmemiz için “nasıl” ile başlayan soruları sürekli tekrar etmemiz gerekir. Bunun kazanımları oldukça güzeldir ve olaylara bakış açımızı değiştirerek problemlerden rahatça kurtulmamızı sağlayacaktır.

Geçmiş deneyimlerimize şöyle bir dönüp baktığımızda, birçok sorunun insan kaynaklı olduğunu fark ediyoruz. Daha da ötesi; sorunlu, problemli, art niyetli, sürekli olumsuz düşünen kişilerin sürekli bizi bulduğunu ve bir türlü bunlardan kurtulamadığımızı görebiliriz. Bizleri de kendilerinin bulunduğu karanlığa doğru çekmek isterler. Mutluluğu ve huzuru bize zehir etmeye çalışarak sürekli kıskançlık içerisindedirler. Aslında bütün bunların sorumlusu bizleriz, biz nasıl düşünüyorsak, hangi duygular içerisindeysek aynı düşünce ve duyguları yaşayan kişileri hayatımıza mıknatıs gibi çekiyoruz. Evrenin çekim yasası tıpkı bu şekilde işliyor ve bu akışa kendimizi kaptırıyoruz. Bizler kendimize en yakın düşünce ve davranış içerisinde bulunan insanları daha kolay fark ederiz, başkasını gözümüz görmez, bütün dikkatimizi bu kişilikteki insanlara veririz. Sonra da şikâyete başlarız, yine beni buldu, bir türlü yakamı bırakmıyorlar, gibi.

Bu niyette ki ve düşüncede ki kişileri değiştirmek oldukça güçtür ve sayıları da tahminimizden fazla olduğu için onlarla mücadeleye girmek yerine işe kendimizden başlamalıyız. Kendi düşünce yapımızı gözden geçirerek, hayatın olumlu yönlerini görerek, her şey de bir hayır vardır diyerek enerjimizi dengeleyebiliriz. Duygularımızı kontrol etmeyi öğrenerek, dengede kaldığımız da, takıntılarımızdan kurtulduğumuz da yaşama sımsıkı sarılmaya başlayacağız ve aynı duyguları hisseden, aynı olumlu düşüncelere sahip, yanındayken mutlu ve huzurlu olabileceğimiz kişileri yaşamımıza çekeceğiz. Etrafımız da ki olumsuz kişiler yerine daha pozitif insanlarla daha çok vakit geçirmeye başlayacağız. Onların da bu olumlu enerjisiyle birlikte bizlere sunulan, ikram edilen mükemmel hayatın değerini anlayarak yaşamdan haz almaya başlayacağız. Hak ettiğimiz bu mükemmel hayat uzaklarda değil, bizim ellerimiz arasında. Görebilmek için fark edebilmek gerekir, farkındalığımızın bol olduğu, mutlu ve huzurlu bir yaşamı, sevgiyle paylaşmayı, birlikte olabilmeyi hepimiz için diliyorum.

#mustafatürkmen

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Araç çubuğuna atla