CAHİLLİK: Bilinmeyen anlamına geldiği gibi,
bilip yanlışlıkta ısrar eden anlamına da gelir.
İslam öncesi devre cahiliye denildiği gibi, kişi
için de cahiliye zamanı denir. Cahiliye terimi
toplum için kullanıldığında doğruların bilinmediği
devri anlatırken, kişi ve fert için de
doğruları bilmediği zaman anlatılmaktadır.
“De ki: Ey cahiller! Bana Allah’dan başkasına
kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?” (39/Zümer
64) “Allah kuluna kâfi değil mi, yetmiyor
mu? Seni Allah’dan başkalarıyla korkutuyorlar.”
(39/Zümer 36) Müşrikler Hz. Peygamber’imize,
tanrılarımızı, veli ve evliyalarımızı
kötüleme, sonra onlar seni çarpar! diyorlardı.
Hz. Peygamber’imiz (as) Halid Bin Velid’i
UZZA adlı putu kırmak için gönderdiğinde,
putun bekçileri Halid’e: Bak o öfkelidir,
sakın başına bir şey gelmesin diye tehdit etmişlerdi.
Halid gidip putun burnunu kırmış,
tehdit ve korkutmalarının sonuç vermediği
böylece ortaya çıkmıştı. Bugün de benzeri
şeylere tarikat şeyhleri, müritlerini inandırıyorlar.
Gerçekten insanlar Allah’ın kulları
iken, nasıl olurda başkalarını Rab edinir ve
onlara kulluk ederler. Elbette ki bu hal cahilliktir.
Cahillik bilmezlik ise, bu kadar cahillik
olur mu?Şunu belirtmek gerekir ki, cahiliye
bilmezlik, doğruyu bilmemek, ya da bildiği
halde amel etmemek, yanlışta ısrar etmektir.
Bilmezlikden, cahiliyeden kurtulmanın yolu
Hakkı bilmektir, o da Kur’an’ı meal olarak
Türkçe okuyup anlayarak cahillikten kurtulmaktır.
Hakkı bildiğini söyleye-rek cahiliye
içinde olmak, cahilce davranmak, kurtulmak
isteyemeyenlerin durumu, tuttuğu yol olsa
gerek. Kur’an mutlaka anlaşılmalıdır. Hem
bugün ki insanlardan çok daha az bilgili, çok
daha az yeteneklerini geliştirmiş, ufku daha
dar, kapalı, çevresi ve imkânları daha az o
günün insanları bu Kur’an’ı anlamış iseler,
bu günün eğitimli, birikimli daha çok imkâna
sahip olan insanları, düşünürleri bunca
birikimleri ile bu Kur’an’ı anlamaya-caklar ve
Kur’an’daki dünya ve ahiret bilgilerinden ve
yaşam tarzından uzak kalacaklar, bu olacak
şey değildir ve savunulamaz. Kur’an Allah’ın
yarattığı kullarına, yine o kullarının anlayış
seviyesinde gönderilmiş bir kitaptır. Evet
Kur’an’ı gönderen Allah’tır. Lakin bu Kur’an
asla kulların anlayış seviyelerinin üzerinde
bir kitap değildir. Kullarının anlayacağı seviyede
bir kitaptır. Bu şu demektir; anlamak isteyen
kullar bu Kur’an’ı anlaya bilirler. Allah
o kullarını Kur’an’ı okudukça ufuklarını açacaktır.
Yeter ki okusunlar. Cevabını o zaman
alacaklardır. Ama tek okumakla değil, düşünerek,
anlayarak okunursa illaki anlayacaklardır.
Daha başından bakış açınızın değişik,
çarpık, olumsuz olması, elbette okuyacağınız
kitabı olumsuz kılacaktır. Çünkü niyetiniz
anlamak değil anlamamak olursa, yıllardan
beri anlamayız, yaşayamayız, gözü ile bakıldığı
için, Müslüman’ım diyenlerin kafalarından
ve hayatlarından Kur’an çekilip gitmiştir.
Yerini de bırakılan boşluğu da başka düşünceler
ve hurafe din anlayışı ve her türlü İslam
dışı inanışlar doldurmuştur. İnsanlık adeta
kendilerini kilitlemişler ve bu kilidi açmaya
da galiba niyetli görünmüyorlar. Örf, adet
ve geleneklerin etkisi insanların kafalarından
kolay kolay, giderilememektedir. Eğer
bunların gözü ile bakarsanız Kur’an size sisli,
dumanlı, anlaşılmaz görünür, ama Kur’an
anlayışı ve gözü ile bakarsanız net ve aydınlık
görür ve anlarsınız. Yeter ki Kur’ana dönüp
Allah’ın vahyine teslim olun. O sizi aydınlığa
ulaştıracaktır. İslam varlığını Peygamberlere
veya âlime, ulemaya Aliye, Hasana, Hüseyine,
borçlu değildir. İslam varlığını Allah’ın
varlığına borçludur. Peygamberler ve diğer
tüm sayılanlar tebliğci, duyurucu, yaşayan,
anlayan ve anladıklarını uygulayanlardır.
Kur’an’ın bir özelliği de hurafeleri çözen, bulaşmış
kirleri, pasları temizleyen, arı, duru,
pak bir inanç anlayışı getiren vasfıyla Kur’an
oluşundandır. Kafalara yerleşen her türlü kirliliği
çözer, atılmasını kolaylaştırır.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Araç çubuğuna atla