Bu olgun bir Müslümanın tavrı değildir. Söylenecek çok söz var ama anlayana yeter. Bunlar yapılmıyor. Ama küs olanlar ayrılıyor, yetimler kalıyor, küsler birbirini öldürüyor, ocaklar sönüyor.
Allah başta Hz. Adem olmak üzere pek çok yarattığı kulu tevbe ederse affedeceğini müjdeliyor.
“Bu durum devam ederken Adem Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti çok bol olandır.” (2/Bakara 37)
“Ey Rabbimiz bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira tevbeleri çokça kabul eden çok merhemetli olan ancak sensin.” (2 Bakara 128)
“Ancak bundan sonra tevbe edip yola gelenler başka, çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.” (3/Ali İmran 89)
“İnandıktan sonra küfre sapıp sonra da küfründe ısrarla ileri gidenlerin tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar sapıkların ta kendileridir.” (3/Ali İmran 90)
“Alah’ın kabul edeceği tevbe ancak bilmeden kötülük edip de sonra tezelden çabucak tevbe edenlerin tevbesidir, işte Allah bunların tevbesini kabul eder.” (4/Nisa 17)
“Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da, içlerinden birine ölüm gelip çatınca ben şimdi tevbe ettim diyenler ile kâfir olarak ölenler için kabul edilecek tevbe yoktur. Onlar için, acı bir azap vardır.” (4/Nisa 18)
Namaz kılmak ve kıldırmakla ilgili de şuna dikkat edelim. İşi olanları, hasta olanları, yolcu olanları düşünüp fazla uzatmadan ama tadili erkânına göre kıldıralım. Hem namaz kıldırırken hem de yalnız kılarken, diyelim ki rükûda bir defa Sübhanerabbiyelazim demek farz, iki ve üç demek namazda sünnet, tamam, beş, yedi daha fazla denmemesi uygun, çünkü herkes sağlıklı değil, eğilmede zorluk çekenler olduğu düşünülmeli, farzı ve sünneti yerine getirilmiş fazla söylemekle zorlaştırmayalım. Çok uzatıp ayakta duramayanları, küçük abdestini tutmada zorlananları vesair düşünerek orta bir yolu takip edelim. Secde için de aynısını düşünelim, namazda tadili erkâna uyarak üçer defa söyleyelim tamam. Canım namaz kılıyoruz o kadar da olsun, denilmemeli. Ölçü ve sınırı aşmamaya özen gösterelim.
Bu cemaatle kılanlar için, yalnızsa kendisi ayarlar uzatır kısaltır.
Hz. Enes şöyle bir hadise, olay naklederler.
Hz. Rasülüllah mescid de namaz kıldırıyorlardı.
Namazın zammı suresini okurken arkadan bir çocuğun ağlayan sesinin duyulması ve çocuğun ağlamayı arttırması üzerine, Resülüllah’da zammı sureyi uzatmayıp kısa keserek namazı bitirip namazdan sonra, namazı bu kadar kısa kıldırmayacaktım, fakat geride ağlayan sabinin annesini üzeceğini bildiğim için kısa kestim, namazı biraz daha uzatmadım, buyurdu diyor. Bize ne oluyor ki bu ölçü ve sınırı tanımıyoruz!
Başka bir ölçü daha verelim. İkinci ve üçüncü daha fazla hac ve umreye gitmek yerine dul, yetim, fakir kişilerin ihtiyacını karşılamak tekrar hac ve umreye gideceğine o para ile güvenilir Kur’an tercümeleri veya aydınlatıcı dini kitapları yazdırtıp bastırmak veya basılanları alıp dağıtmak, fakir olup, okuyan çocuklara burs vermek gibi sosyal hizmetlere yönlenmek, birden fazla hac ve umreye gitmekten daha sevaptır.
Burada gaye ve amaç insanları sağlam, arı duru tertemiz bir din anlayışı ile buluşturup, şirksiz bir imana ulaşmalarına yardımcı olmaktır ki, esas farz bunlardır. Belki 70 defa nafile hac ve umreden sevaptır. Eğer takva aranıyorsa sevap için çalışıyorsa, geleneği bir kenara bırakıp, Allah’ın istediğini yapmak daha uygun ve sevaptır.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Araç çubuğuna atla