Şu unutulmamalıdır, Kuranı anlamaktan maksat Kuran’ı anlamak olmalıdır. Eğer maksat Kuran’ı anlamak değilse, bunun adı olsa, olsa kitaba uymak değil de, kitabına uydurmak olur. Çünkü kitaba uyanlar ve kitabın istediği yolda hareket edenler, tertil, tedebbür, tezekkür, teakkul, tefekkür yoluyla lafzı manayı, maksadı birbirinden ayırmadan Kuran’ı anlamak için okumalıdırlar. Kuran’ın bir anlamı vardır, çünkü bir amacı vardır. Kuran’a bir anlam taşımıyormuş muamelesi etmek, onu amacından koparmaktır. Kuran’ın amacı kendisini okuyan ve anlayanların aklını karanlıklardan kurtarıp doğru yola kavuşturmaktır. Kuran’ın indiriliş amacı hidayettir ve koruyucudur.
Ağzını açan, okunmak istenen anlaşılmayı ister. Hiç bir söz anlaşılmasın diye söylenmez, hele, hele de bu söz ilahi kaynaklı bir söz ise. Allah’ın yarattığı nesneler bile kendi lisanlarınca konuşmaktadırlar. Mesela, gülün açışı,, bülbülün ötüşü, şimşeğin çakışı, göğün gürlemesi hep bir anlam ve amaç taşır. Peki, Allah’ın konuşması bir amaç taşımasın mı? Kuran yani vahiy gerçekte okunup anlaşılıp, yaşayıp, yaşatmak için ve doğruya ulaşmak kurtuluşu bulmak içindir. 19/ Meryem 97. “ Biz Kuran’ı, sadece Onunla Allah’tan sakınanları müjdeleyesin ve şiddetle karşı çıkan bir topluluğu uyarasın diye senin dilinle indirip okutarak kolaylaştırdık.” 44/ Duhan 58. “ Biz Kuran’ı öğüt alalar diye senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık.” 54/ Kamer 17, 22, 32, 40. “ Ant olsun biz Kuran’ı öğüt alınmak için kolaylaştırdık, o halde düşünüp öğüt ve ibret alan yok mu? ” Kuran mesajı kendisini bütün insanlığa yönelik anlaşılır bir mesaj olarak takdim eder. Kuranın asıl mucizesi, indiği günden beri milyarlarca kadın ve erkeğin gönlünü fethedip onları içgüdülerin, ayartıcı benliğin, sapkın kültürlerin, yoz ve çürümüş çevrelerin karanlıklarından çıkartıp imanın, ahlakın ve erdemin aydınlığına ulaştırmış olmasıdır.
Budistler, kitaplarını kutsal hale getirip, 7000 bin cilt tutan kutsal kitapları Tiripakta’yı anlamak için değil taşımak için yarışırlarmış. Tibette tarlanın verimini arttırmak için kutsal kitaplarını getirtip o tarlada gezdirirlermiş. Yahudiler de, Hz. Musa’dan sonra bir sandığa koydukları Tevrat’ı savaşlarda uğur getirsin diye taşırlardı. Yahudiler de kitaplarının yazılı kağıdının suyunu içerlerdi. Onlardan geçen, hurafe anlayışlar sonradan Müslümanlara geçmiş, ve kitaplarını anlamak için değil, anlamadan okuyup sadece kutsayıp taşıyorlar.
Din ilahi bir kurumdur, İslam’ın sahibi Allah’tır, neyin dinden, neyin dinden olmadığını belirleme yetkisi sadece Allah’a aittir. Allah yanında tek din olan İslam’ın sınırlarını Allah, Kuran ile belirlemiştir. 3/ Ali İmran 19.” Allah yanında hak din İslam’dır.” Din’in adı İslam’dır, din de yalnız Allah’ındır. 16/ Nahl 52. “ Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır, din de yalnız Allah’ındır, o halde Allah’tan başkasından mı korkuyorsunuz. “ 42/ Şura 10. “ Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde / konuda hüküm vermek yalnız Allah’a mahsustur. İşte bu Allah, benim Rabbimdir, O’na dayandım ve O’na yönelirim.” 44/ Duhan 58. “ Biz Kuran’ı öğüt alalar diye senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık.” Ayetteki yetezekkerun tezekkürdür. 38/ Sad 29. “ Sana bu mübarek kitap’ı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar dite indirdik.” Ayetteki, liyeddebberu ayatihi, Tedebbür tedbir demek Kuranı anlamak için tedebbür edip derin düşünmektir.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Araç çubuğuna atla