Sabah uyandığımız da yeni güne başlarken hepimiz bütün dertlerimizi bir kenara bırakarak sorumluluklarımızı yerine getirmek için harekete geçeriz. Hayat şartlarından dolayı omuzlarımız da ki yük o kadar ağır ki kendimizle ilgilenmeye zamanımız bile kalmıyor. Sıkıntısı, derdi, sorunu olmayan kim var ki? Ama herkes kendi yüküyle yaşamaya çaresizce alışmaya başlıyor. Çaresizliğe alıştıkça bu durum normalmiş, doğalmış gibi gelmeye başlıyor. Evimizden çıktığımız anda işimize giderken ya da arkadaşlarımızla bir araya geldiğimizde bütün problemlerimizi gizlemek için maskemizi takmayı ihmal etmiyoruz. Belki de bu maskelerimizi mecburen takıyoruz çünkü güçlü ve mutlu görünmek zorundaymışız gibi hissediyoruz. Güçlü kadın, güçlü erkek maskelerini takarak sorunlarımızı unutmaya veya gizlemeye çalışıyoruz. Kendimizi, özümüzü gizlemeye ve zayıf olduğumuz taraflarımızı göstermemeye çalışıyoruz hatta bazen kendimizden bile saklıyoruz. Yaşadığımız sorunlarla yüzleşmeyerek en ciddi kötülüğü kendimize yapıyoruz.

Bizden önce yaşayan nesiller her ne kadar bizim kadar teknolojiye ve zenginliğe sahip değilse de manevi anlamda bizlerden çok daha şanslıydı. Onların en büyük şansı birbirlerine olan GÜVEN di. Birinin derdi, sıkıntısı olsa sevdiği komşusuna, arkadaşına, akrabasına giderek rahatlıkla sorununu paylaşıyordu. Sıkıntısını paylaşan ve anlatan kişi doğal olarak bir rahatlama yaşar. Karşısın da ki kişi onu can kulağı ile hatta yüreğiyle dinlediği için ve yargılamayıp eleştirmediği için kendisini rahatlıkla ifade edebiliyordu. Her derdini ona kaygısızca anlatabiliyordu çünkü sırrını başkasına taşımayacağından emindi, kendisinin derdine çare olacağını biliyordu. Bunların farkında olduğu için maske takmaya ihtiyaç duymuyordu çünkü herkes birbirine daha samimi ve yakındı.

Peki! bizler neden maske takmak zorunda kalıyoruz? Neden hep güçlü ve mutlu görünmek zorundayız? Zaaflarımızı, acziyetimizi, sorunlarımızı her zaman gizlemek zorunda mıyız? Maalesef çoğu zaman bu durumu kabullenerek olduğumuzdan daha farklı görünmek durumunda kalıyoruz. Çünkü birbirimize güvenmiyoruz, birbirimizi sevmiyoruz, her an birileri kuyumuzu kazabiliyor, iş yerlerimiz de arkamızdan oyunlar oynanabiliyor, dedikodudan baş alamıyoruz. Bunlar da yetmiyor gibi mutlu olabilmek adına sizin mutsuzluğunuza ihtiyaç duyabilen kişiler çoğalmaya başladı ve etrafımızı sarmaya devam ediyorlar. Sizin, makam ve mevki sahibi olmanızı, maddi ve manevi güçlenmenizi, mutlu ve huzurlu yaşamanızı istemeyen kişiler yok mu? Maalesef hepimiz de bu sorunlardan muzdarip oluyoruz. Etrafımız da ki bu kişilere karşı her zaman güçlü, dimdik olmak zorunda kalıyoruz. En ufak açığımızı vermemek için mücadele ederek gülen yüz maskesiyle hatta farklı bir kişilikle hayatımıza devam ediyoruz.

Bu taktığımız maske belki de bizleri birçok sorundan koruyor ama kendi özümüzü, kişiliğimizi, öz benliğimizi kaybettirebiliyor. Duygusal ve ruhsal açıdan birçok sıkıntıyı da beraberinde getirebiliyor. Acizliğimizi, hüznümüzü, acılarımızı yaşayamıyoruz, onlarla yüzleşerek çözüm arayamıyoruz hatta bu duygularımızı bastırmaya çalışıyoruz ki asıl sorunlar burada başlıyor. Olumlu olan duyguları bastırmadan nasıl yaşıyorsak, olumsuz gibi görünen her duygu ve hisleri de yaşamaya ihtiyacımız vardır. Hüzünlü bir anda üzülmemiz oldukça doğal, istemediğimiz bir sorunla karşılaştığımız da sinirlenip öfkelenmemiz de gayet insani’dir. Kendimizi güçsüz ve aciz hissettiğimiz de ise bunu sevdiklerimizle paylaşarak çare bulabilmeliyiz. Hayatımız her dönem istediğimiz gibi geçmeyebiliyor ve bu durumda maske takmak yerine irademizi güçlendirmek kendimize yapabileceğimiz en büyük iyiliktir. İçimizde kopan fırtınaları ancak bu şekilde dindirebiliriz.

Her insanın bazı konularda yetenekleri olduğu gibi bazı durumlar da zayıf ve aciz kalabilir. Bu oldukça normal ve doğaldır, Allah insanı yaratırken birçok noktada eksik ve zafiyet içerisinde kalabileceği özellikler de vermiştir. Hiçbirimizi tam, noksansız ve eksiksiz yaratmamıştır ve hal böyleyken hangimiz dört dörtlük olduğumuzu iddia edebiliriz ki? Bunların farkında olarak kendimizi daha iyi tanıyarak, noksanlarımızı ve zaaflarımızı bilirsek duygusal, ruhsal ve kişisel gelişimi sağlamamız çok daha kolaylaşacaktır. Bu gelişim, bizleri kendi kişiliğimize, özümüze yaklaştırdığı gibi yaşam amacımıza, hedeflerimize ulaşmamızı da sağlayacaktır. İnsanlar her zaman kendi özüyle, kendisi gibi olduğunda daha mutlu ve huzurlu yaşama ulaşabilir. İradesi güçlenerek yaşama çok daha sıkı sarılabilir. Ne istediğini bilen ve bu istekleri doğrultusunda daha sağlam adımlar atmaya başlayan kişilerin enerjileri de, morali de, motivasyonu da çok daha güçlenir. Sağlığımıza nasıl dikkat ediyorsak duygularımıza ve ruhumuza da aynı oranda dikkat ederek denge de kalmayı başarabilmeliyiz. Huzur hepimizin hakkı ve buna ulaşmak için işe önce kendimizden başlayalım.

 

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Araç çubuğuna atla