Çünkü, böyle bir mantıkta ortada örnek alınıp hayata uygulanacak bir şey yoktur. Sadece hayran olunacak bir şey vardır. Adli ilahi ile değil, sırrı sübhani ile açıklanmak durumundadır. Hâlbuki örnek alınmak bir anlamda üretmek demektir. Böyle bir anlayışta üretilecek bir şey yoktur. Makam hayret makamıdır, zahmet makamı değildir. Çünkü ilahi yasalar okumaktan ve anlamaktan mahrum eder. Bakınız.
“Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez.” (53/Necm 38)
“Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka şey yoktur.” (53/Necm 39)
Bir de rivayet edilen şu hadise bakalım.
“Cabirden rivayet edilir. Münafıkların elebaşlarından Abdullah b.Ubeyy b. Selül öldüğünde namazını Rasulullah’ın kıldırmasını vasiyet etmişti: Oğlu Hz. Peygamber’e gelerek dedi ki: Babam senin gömleğinle kefenlenmeyi vasiyet etti” (İbni Kesir; Tefsir 9.84 ün tefsiri)
Burada anlamamız gereken şey, münafıkların elebaşının Peygamber’imizin hırkasına yüklediği anlamdır. Bir ömür Hz. Peygamber’e karşı en çirkin yollarla savaşan eşine (ifk) iftira eden, İslâm toplumunu içten yıkmaya kendini adayan bu adamın Hz. Peygamber’in örnek Kur’an hayatına değil de, hırkasına duyduğu saygı ve hırkasına yüklediği kutsal anlamdır. Zannediyor ki, Hz. Peygamber’in o hırkası bereketiyle, onun yüzü suyu hürmetine, hatırına kendini kurtaracak, diye ümitleniyor. Ama ilahi vahy, onun yanlışlığını açıklamakta gecikmiyor. Tevbe suresi 80 ve 84. ayetlerde kesinlikle onun müşrik olduğunu açıklıyor, böyle inancı da kabul etmiyor.
Şimdi Hz. Peygamber’in hırkasını, kutsayan sakalı şerifini (nereden biliyorlarsa Hz. Peygamber’e ait olduğunu sanki peygamber hiç durmamış sakalından kıl dağıtmış) gibi kutsayıp, ziyaret ederek, tavaf edenlere, bu ayetler bir şey anlatmıyor mu?
“(Ey Muhammed) onlar için ister af dile, ister dileme, onlar için yetmiş kez af dilesen de Allah onları asla affetmeyecektir” (9/Tevbe 80)
“Onlardan ölmüş olan hiç birine asla namaz kılma; onun kabri başında da durma! Çünkü onlar, Allah ve Resulünü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler.” (9/Tevbe 84)
“Onlara mafiret dilesen de, dilemesen de birdir. Allah onları kesinlikle bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, yoldan çıkmış topluluğu doğru yola iletmez.” (63/Münafıkın 6)
Birilerinden kurtarıcılık bekleyenler, kutsal gördükleri ve inandıkları çeşitli varlık ve nesneler hatırına, yüzü suyu hürmetine, kurtulacağına inananlar, bu anlayışlarıyla, Allah ve Resulünü inkâr etmiş, fasık olmuşlardır, yoldan çıkmışlardır. Kardeşim ben demiyorum, işte ayetler, Allah Kur’an’ında böyle buyuruyor. Takdir senin, ister tevbe eder, Kur’an’a, Allah’ın ayetlerine teslim olursun, ister Allahı ve Resulünü inkâr edip, yoldan çıkmış olursun, keyif senin, karar senindir, tercihini yapmakta senindir. Bugün, ümmeti Muhammed, kendinden önce ki, Nuh, Ad, Semud, Firavun ve diğer toplumlar gibi, bir melek Peygamber, isteme imkânından mahrumdur. Bu açığı kapatmak için örnek Muhammed yerine, hayran Muhammed anlayışı ile, Allah’ın Kur’an’da ki ayetlerine sırt dönmek değil midir?
“(Resulüm) de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyunuz ki, Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışl-asın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (3/Ali İmran 31)
Allah’ı sevmenin bir bedeli vardır. Bu bedel, tabii olmaktır. Peki, kime tabii olacaktır. Allah’ın zatına değil, Peygamber’ine tabii olmak, izleme, peşinden gitme, takip etmedir. Allah’ın peşinden gitmek, ya da Allah’ı izlemek, mümkün değildir. Bunun mümkün olabilmesi için izlenenle izleyenin aynı düzende olması, aynı dünyayı paylaşması gerekir. İzlemek, iz sürmek, izini takip etmek, izi sıra gitmektir. İzi olmayanın izi sürülmez.
İşte bundan dolayıdır ki, Hz. Peygamber’e, Allah’ı seviyorsanız, beni, izleyin demesi istenmiştir. Çünkü Peygamber, yolcu olan, yolda yürüyen ve izini bırakan bir insandır, kendisini izleyecek olanlarla aynı düzlemi paylaşmakta, aynı dünyada yaşamaktadır.
“Kendilerine okunmakta olan kitabı sana indir-memiz onlara yetmemiş mi? Elbette iman eden bir kavim için onda rahmet ve ibret vardır” (29/Ankebut 51)“Onlar, hoş söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler: bizim işlerimiz bize, sizin işlerini size, size selam olsun, biz kendini bilmezleri arkadaş edinmek istemeyiz derler.” (28/Kasas 55)“(Resulüm) sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis Allah dilediğine hidayeti nasip eder ve hidayete girecekleri en iyi Allah bilir” (28/ Kasas 56)

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Araç çubuğuna atla